Suat Tore
World of Traveller

Avrupa Kültür Başkenti Adayı İstanbul – (16.01.2008)

Mart 29th 2010 in Türkçe yazıları

Suat Töre

İNTERNETTEN müthiş güzel mailler geliyor. Buyrun bu da İstanbul için olanı.
“Kötü yemekleri pahalıya, iyi yemekleri çok pahalıya yersin. Şehrin yüzde 70’i Karadenizli veya Doğuludur.
Nefret etmekten ve terk etmekten sakın çekinme, nasılsa yine dönecek ve yine seveceksin. Bu kenti ana caddelerde değil ara sokaklarda öğrenirsin. Sokaklara karış. İstanbul seni düşünür. Senin yerine.
Trafik tabelası yok diye her yolu girilebilir, dönülebilir sanma; trafik tabelası var diye bir yolu tek yön, çıkmaz sokak falan da sanma, tabelalara fazla güvenme.
Eminönü’nde gün batımını izlerken gördüğün o havada turlayan martılar, senin yarınki öğle yemeğin olacak. Onları son kez canlı canlı görüyor olduğunu unutma, şefkat göster. Simit at mesela onlara. Tinercilere acayip iyi davranmaya kalkma. ‘Şehir merkezi-centrum’ diye bir yer yoktur. Arayıp durma. ‘Köprü bu saatlerde tıkalı mıdır?’ (Boğaziçi) gibi bir soru anlamsızdır.
Yağmur yağarken taksi bulmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Başının çaresine bak.
Evet, hiçbir yerden denize girilemiyor, tuhaf olduğunu biz de biliyoruz ama öyle.
Yediğin şey, yediğini sandığın şey olmayabilir. Beklentin ve yediklerinin uyuşma oranı ödediğin meblağdan bağımsız bir değişkendir. Karşı yaka, her zaman senin olmadığın yerdir.
Ne olmuş Bizans sarnıcı ise. Sabit pazar yapmamıza engel değil ki bu.
Minibüsler ve özel halk otobüslerinin trafikte her şeyi yapma hakları vardır. ‘İtiraz etme, tartışma, korna çalma, selektör yapma.’ (Uzun yaşamak istiyorsan).
Yolda yürürken sana biri çarptığında özür dilemesini bekleme, sen çarptıysan da özür dilemek için durma; zira herkesin acelesi vardır, bir yerlere koşturuyorlardır.
Seninle tartışan olursa ‘sen benim kim olduğumu biliyor lan?’ diye sor, lan’ı eksik etme.. Evet o trenler epey eski. Bin yahu. Bir şey olmaz.
Taksim-Bakırköy arası, dolmuş ve cengâver sürücüsüyle, her zaman için 20 dakika, bilemedin 25 dakika sürer, trafiğe bakıp korkma.
Mafyadan birini tanımıyorsan otoparkta para isteyen birisine sert davranma. Ya da blöf yap. En garantilisi, ver parayı olsun bitsin.
Bol bol gez dolaş, çünkü dünyanın en güzel şehrindesin. Beşiktaş’ta çay iç, Karaköy’de simit ye, Beyoğlu’nda sarhoş ol, Sirkeci’de trene bin, Eminönü’nde ucuza kelepir mallar bul, Kadıköy’de kaybol.
Üstüne elektrikli testereyle gelen birisini görürsen kaç. O adam şaka yapmıyor.
Topkapı Sarayı Topkapı’da değil Sarayburnu’ndadır, boşuna Topkapı’ya gitme.
Yardım tekliflerini reddet, kandırılabilirsin, dolandırılabilirsin. Ayrıca seni kimse sevmiyor, İstanbul da sevmiyor, sevilmediğin yerde durma.
‘Fermuarlı cebim var bir şey olmaz’ deme. Kapkaççılar beceremezse gaspcılar alacaktır o cep telefonunu. Telefonu vermeden önce sim kartını geri iste. Cüzdanını da verme hemen. ‘Bari kartları ver, işine yaramaz onlar’ de. Onları da geri al. ‘Yol paramı bırak’ dersen beş YTL de cebinde kalır. Teşekkür edip yola devam et. Zamanın varsa polise uğra. Sana çay ikram ederler. Çay içmiş olursun.”

e-mail:[email protected]

(16.01.2008)




required



required - won't be displayed


Your Comment:

DENİZ Tüfekçi’nin TÜRSAB Genel Kurulu üzerine gönderdiği maili bu hafta da sürdürüyoruz.

Previous Entry

DENİZ Tüfekçi’nin TÜRSAB Genel Kurulu yorumunu sürdürüyoruz.
“Genel Kurul’un toplanmasına 15 gün kala her ne kadar bir araya gelip anlaşmadıkları söylenen adayların Başaran Ulusoy karşısında her konuda, başkanın kim olacağı dışında anlaştıkları ortaya çıkmıştı.

Next Entry