Suat Tore
World of Traveller

Doğal Pazarlarımız (31.10.2007)

Mart 24th 2010 in Türkçe yazıları

Suat Töre

KÖŞEMİZİN bu haftaki konuğu Salih Cene. Artık Antalyalı olan Salih’in gönderdiği mail şöyle:
Geçenlerde çok güzel bir toplantıya katıldım. Bu tür toplantılara öncelikle bir turizmci olarak katılıyorum, ama part-time bir gazeteci olarak da izliyorum. Bu toplantının özelliği, sektörel sivil toplum örgütleri SKAL, AKTOB ve POYD’un senelerdir ilk defa aylık yemekli toplantılarını birlikte düzenlemeleri. İlk adımı geçen ay SKAL ve POYD atmışlardı, bu sefer AKTOB da katılmış oldu. Nitekim, bu birlikteliğin faydası görüldü ve genelde 40 ile 60 kişi ile yapılabilen toplantılara nisbet, bu sefer 100’ün üzerinde katılımcı vardı. Basın mensubu arkadaşlarımızın sayısı da önceki toplantıların üzerindeydi.
Bu derneklere önem veren ve çok emeği geçmiş biri olarak, hep özlemini duyduğum bu birlikteliğin hazzını sizlerle paylaşmadan edemedim.
Asıl amacım; bu birlikteliğe konuşmacı olarak katılan ve geçmişteki yaşamı ve çalışmaları itibarıyla komşumuz Rusya üzerinde uzmanlaşan Hakan Aksay’ın, bu ülkenin Türkiye için önemi ve vazgeçilmezliğini vurguladığı konuşmasından hareketle, seneler önce gündeme taşıdığım ve sık sık tekrarladığım görüşü sizlerle de paylaşmak.
Hiç unutmuyorum… 1998 sezon öncesi Kemer Mirage Park Hotel’de yaptığımız, o zamanki adıyla bir AKTİD (şimdiki adı AKTOB) toplantısı idi. Yine Avrupa pazarındaki sıkıntılardan, Alman pazarındaki gerilemeden ve bu ülkelere yönelik tanıtım bütçelerinin arttırılması gereğinden bahseden konuşmalar yapılıyordu. Bense, o dönemde konsept değiştirerek Belek bölgesinde “Her Şey Dahil” uygulamasına geçen ve öncelikle Rus pazarına kapılarını açan ilk tesisin (Hotel Sun Zeynep) yöneticisi olarak, bu görüşlere katılmadığımı dile getirip, şunları söylemiştim;
– Türkiye’nin, kendisine birçok yönden uzak, Orta Avrupa pazarlarına dayalı turizm politikasından vazgeçip, kendisine her anlamda yakın “doğal pazarlara” ağırlık vermesi gerekir.
– Bu pazarlar, Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya ve diğer eski SSCB ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri ve İran gibi doğrudan veya 2. derecede komşumuz olan ülkelerdir. Bu ülkelerle, turizm olgusunda önem taşıyan kısa mesafe ve bundan kaynaklanan fiyat avantajı yanında, birçok tarihsel, kültürel, dilsel, dinsel ve insansal yakınlıklarımız mevcuttur.
– Bu ülkelerin bir kısmı hızla gelişmekte olan, bir kısmı ise doğal kaynak zengini ülkeler olup uzun vadede Türkiye turizminde çok önemli pazarlar haline geleceklerdir. Belirttiğim yakınlıklarımız nedeniyle birincil destinasyon olarak daima bizi seçecekler ve zamanla Orta Avrupa ülkelerine olan bağımlılığımızı ortadan kaldırıp, çok daha dengeli bir turizm platformu oluşturmamızı sağlıyacaklardır.
– Şu anda Rusya, turizimde bizim için en önemli doğal pazardır ve artık kısıtlı kaynaklarımızı, senelerdir akıttığımız Almanya ve orta Avrupa ülkelerine değil, henüz bâkir olan ve az kaynakla çok daha fazla etki sağlayacağımız bu pazara yöneltmemiz gerekir.
Aradan 10 yıl geçti, o zaman aklımdan zorum olduğunu düşünen ve bana; “Ne yani! Alman pazarından vaz mı geçelim?..”
“Ne Rusyası? Almanlar Ruslarla bir arada tatil yapmak istemiyor…”
“Araplar ve İran bizim için pazar olamaz.”
“Her şey dahil konsepti otelciliği öldürür…” diyen arkadaşlarımın hepsi bugün Rus pazarına ve ‘Her Şey Dahil’ konseptine kapılarını açmış durumda.
Şimdi, bu arkadaşlarımın hemen hepsi, Nasreddin Hoca misali “Sen de haklısın” diyorlar. Artık, çarşamba günkü toplantıda olduğu gibi, “10 milyon seyahat eden Rus var, bunun ancak 2-2.5 milyonu Türkiye’ye geliyor. Bu payı arttırmak için daha neler yapmalıyız?” konusu tartışılıyor. Geçen sürede Ukrayna, İran, Bulgaristan, İsrail gibi doğal pazarlar da gelişerek önem kazanmış durumda ve onları takip edecek, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi daha birçok doğal pazarımız var.
Artık ekonomimiz düzelmeye, turizmin ekonomiye katkısı anlaşılmaya ve tanıtıma daha fazla kaynak ayrılmaya başlandı. Geriye, tanıtım planlamalarını doğru yapıp, potansiyel sırasına göre, diğer doğal pazarlarımıza da gecikmeden eğilmek kalıyor. Özellikle Antalya bölgesinde, pazar dağılımlarının 12 ay turizm yapabilecek biçimde oluşturulması ve arz-talep dengesinin, dolayısı ile istikrarın sağlanması en acil gereklilik. Yoksa her yıl düşen kâr marjları, bugün yapılarıyla övündüğümüz otellerimizi, bir kaç yılda bakımsızlıktan dökülen ve hizmet kalitesi her yıl gerileyen, tesisler haline dönüştürebilir.
Benden söylemesi…
suattore@smpublication.com

(31.10.2007)




required



required - won't be displayed


Your Comment:

BU hafta uzaklardan yine sevgili Deniz Tüfekçi’nin mailini köşemize alıyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığı Hac Dairesi, Diyanet Vakfı’nın yaptığı işler arasında hac organizasyonu, organizasyon ne kelime, hac seferi var.

Previous Entry

TURİZM ile siyaseti birlikte yazmayı sevmem.
Politika ve politikacıları turizme yakın da bulmam.

Next Entry