Suat Tore
World of Traveller

En Büyük Düşman Biziz! (25.04.2007)

Mart 24th 2010 in Türkçe yazıları

Salih Cene’den gelen mail bu haftaki köşe yazımız yine.

“Bu başlığı neden attığımı herhalde merak ettiniz!.. Benim de amacım buydu. Klasikleşen -Bizim, bizden büyük düşmanımız yok- başlığıyla başlasam aynı ilgiyi sağlayamazdım belkide…

Nedeni de, son günlerde tüm medyayı işgal eden, Malatya’daki misyonerlerin öldürülmesi olayı. Medyayı ibretle takip ettim, aleyhimize kullanılabilsin diye, yazılabilecek en berbat senaryoları işleyip seslendirip durdular. Aralarında sağduyulu davrananlar vardı tabii, onlara da milletçe teşekkür etmeliyiz…

Bazı medya organlarında sanki kendimizi karalama kampanyaları başlatıldı. “Biz bağladık o kesti”, “Vatan için yaptık” gibi sanık söylemlerini büyük puntolarla haber başlığı yapan, ülke olarak imajımızın onarılmaz şekilde lekelendiğinden tutun, kökten dinciliğin tüm ülkeyi etkisi altına aldığına kadar uzanan, senaryolar yazan, bu yayınlar; bizi karalamak için fırsat bekleyen birçok ülkenin politikacı ve basın organlarına katıksız malzeme sundular. Hele cinayete kurban gidenler arasında bir de Alman vatandaşı olunca değme gitsin….

“Ne yani! Böyle hunharca işlenmiş bir cinayeti göz ardı mı etseydik?” sorusunu duyar gibi oluyorum. Tabii ki kastım bu değil… Bu cinayeti de birçok menfur cinayet gibi lanetlemek, kınamak, bir daha yaşanmaması için gereken her türlü önlem ve girişimi başlatmak hepimizin görevi.

Ancak, 70 milyonluk ülkede; beyni yıkanmış, vatan hainliğini, vatanperverlik sanan; üç-beş, bilemedik 40-50 kişinin yarattığı bu menfur olaylar nedeniyle, tüm ülkeyi, farklı dinlere düşman ve cani ruhlu insanların yaşadığı bir ülke gibi göstermek ve bunu kullanmak için can atan dış düşmanlarımıza çanak açmak da vatan hainliği olabilirmi acaba?

Seneler önce yer yer ‘Basının yeterince bilinçlenmediği, eğitilmesi gerektiği’ mazeretlerinin arkasına sığınılıyordu… Artık bunun bilinç eksikliği ile bir ilgisi kalmadı… Bence artık bu tür yayınlar, ülkeye dolaylı ihanet kapsamına giriyor. Seneler önce yaşadığımız, bilinçsizce ve düşünmeden verilen bir haberin Antalya turizmine verdiği zararlar halen belleğimizdedir. Üniversite hastanesinde görev yapan bir basın mensubu bir gün iki doktorun arasında geçen konuşmayı duyar duymaz, haber atlatma gayesiyle hiç sorgulamadan ve araştırmadan gazetesine iletir ve ertesi gün ilgili gazetenin birinci sayfasında koca bir başlık: Antalya’da Kolera…

Halbuki bir türlü önünü alamadıkları bir ishal vakasını tartışan doktorlardan biri arkadaşına gayet safiyane ‘acaba kolera olabilir mi?’ diye sormuştur. Ama heyhat! Kıyamet kopar ve bu olay düzeltilene kadar Antalya turizminin 3 ayına malolur. Yabancı basın hiç vakit kaybetmeden bu haberi kullanıvermiştir, çünkü kaynak sağlamdır, haber Türkiye’nin önde gelen gazetelerinden birinden alınmıştır… O günlerden bugüne, Antalya basını ve devlet teşekkülleri çok yol katettiler, artık kötü niyetle kullanılabileceğini, turizme ve ülkeye zarar verebileceğini düşündükleri haberleri, yumuşatarak ve itidalle verebilmek için üstün bir gayret sarfediyorlar…. Bu nedenle bölgemizdeki basın mensuplarını bu olayların dışında tutuyor ve bugüne kadar gösterdikleri özveri için gönülden kutluyorum.

Ancak, yine olan oldu… İçimizde yaşayan birileri; “Türkiye ortaçağ karanlığında, ortaçağdaki gibi cadı avına çıkıldı” diye feryat ediyor, dış basın, sayfalarca bu olaya yer verip Türkiye’de aşırı milliyetçi şiddetin arttığını, yabancıların ve farklı dinden olanların can güvenliğinin kalmadığını vurguluyor. Şimdi Rize kökenli aşırı milliyetçilik bitti, Ağca da örnek gösterilerek, Malatya kökenli aşırı milliyetçilik sorgulanıyor! Sonuçta bizim kendimize yaptığımızı, düşmanımız bize yapmıyor, sadece kullanıyor.

Amerika’da, Avrupa’da ne hunharca cinayetler işlenebiliyor, hiç kimse tüm ülkeye mal etmiyor. “İdeolojik” kulpu takılarak Türkiye’de ne cinayetler işlendi, Avrupa bunları yapanlara kucak açabiliyor, hatta vatandaşlık verebiliyor. Etnik nedenlerle ve milliyetçilik adına Avrupa’da insanlarımız yakılabiliyor, çeşitli ülkelerde savaş adına Müslümanlar katledilebiliyor, birtakım ülkelerde vatandaşlarımız kaçırılıp hunharca öldürülebiliyor. Biz, bunlara karşı nasıl bir refleks geliştirdik bilen var mı? Medyamız bu olaylar için kıyameti koparıyor mu? Devlet katledilen vatandaşları için nasıl bir duruş sergiliyor? Ya biz, sade vatandaşlar bu olaylara karşı ne kadar duyarlı davranıyoruz? Bu nedenle yapılan bir protesto hareketi hatırlıyormusunuz? Ama, içimizde olan olaylarda kimbilir kaç protestolu tepki koyduk!

İşte bizim özetimiz, tek umudum bu acı tecrübelerden ders çıkara çıkara sonunda doğruları bulacağımız. “Yenile yenile, yenmeyi öğrenmek” gibi…

Turizme gönül verenlerle bugün duygusalda buluştum, ama bütün bu cinayetlerin ve sorumsuzlukların turizme çok olumsuz etkileri olacağını yadsıyamayız tabii
Sevgiyle kalın…”

e-mail: [email protected]

(25.04.2007)




required



required - won't be displayed


Your Comment:

ŞU internet büyük keşif. Biz dünyanın bir ucundayız ama bir o kadar da yakınız. Bu hafta hep yollarda olduğumuzdan da konuk yazarımız yine Refet Kayakıran.

Next Entry